TR

Türkiye’de Alacak Tahsili, İcra Takibi ve Yabancı Alacaklılara İlişkin Hükümler

Türkiye'de alacak tahsili; icra takibi, ödeme emrine itiraz, arabuluculuk, haciz, elektronik satış ve yabancı alacaklı teminatı birlikte değerlendirilerek yürütülür.

Türkiye’de alacak tahsili, ağırlıklı olarak 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde yürütülen icra takibi yoluyla gerçekleştirilmektedir. İcra takipleri, alacaklıların ilgili icra dairelerine yapacakları başvuru ile başlamakta ve alacağın bir mahkeme kararına veya ilam niteliğindeki bir belgeye dayanıp dayanmamasına göre farklı usullere tabi olmaktadır. Türkiye’de alacak tahsili sürecinde yabancı alacaklılar bakımından, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun kapsamında teminat yükümlülüğü ve yabancı mahkeme kararlarının tenfizi gibi ek süreç ve yükümlülükler dahil olabilmektedir.

Türkiye’de alacak tahsili bakımından bir icra takibi başlatılması tek başına borcun tahsili için yeterli değildir. İlgili borca ilişkin tahsil kabiliyeti değerlendirmesi yapılması ve takibin kesinleşmesi sonrası tahsilatın yapılabilmesi için gerekli süreçlerinin işletilmesi de gerekmektedir. Tahsil kabiliyetinin değerlendirilmesi yalnızca takibin başlatılmasıyla değil, borçlunun mali durumunun ve malvarlığının önceden değerlendirilmesiyle de yakından ilgilidir. Borçlunun ödeme gücü bulunmayan hâllerde, takip için yapılan harç ve masraflar ile yabancı alacaklılardan istenen teminat fiilen geri alınamayabileceğinden, takip öncesinde borçlunun durumuna ilişkin inceleme ve sulh imkânlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu çerçevede Türkiye’de alacak tahsili stratejisinde, alacağın niteliğine göre takip yolunun belirlenmesi, tahsil kabiliyetinin tespiti, borçlunun ödeme veya icra emrine karşı itiraz imkânları, itirazın giderilmesinde zorunlu arabuluculuk ve dava aşaması, haciz ile elektronik satış yoluyla tahsilat ve yabancı alacaklılar bakımından teminat ile yabancı kararların tenfizi sonrası tahsilat süreçleri birlikte değerlendirilmelidir.

II. Türkiye’de Alacak Tahsili İçin İcra Takibinin Temel Yolları

İlamsız Takip Ve Ödeme Emrine İtiraz

Alacak herhangi bir mahkeme kararına dayanmıyorsa, tahsilat çoğunlukla genel haciz yoluyla yürütülen ilamsız takip üzerinden ilerlemektedir. Bu yolda icra dairesi borçluya bir ödeme emri tebliğ etmektedir. Borçlu, kendisine tebliğ edilen bu ödeme emrine yedi gün içinde itiraz edebilmekte, süresi içinde yapılan itiraz ise takibi kendiliğinden durdurarak alacaklının haciz isteyebilmesinin önüne geçmektedir.

Böyle bir itirazla karşılaşan alacaklının takibe devam edebilmesi için, öncelikle bu itirazı bertaraf etmesi gerekmektedir. Bunun yolu ise duruma göre icra mahkemesinde itirazın kaldırılması ya da genel mahkemede itirazın iptali davasıdır. Buna karşılık çek, bono ve poliçe gibi kambiyo senetlerine dayanan alacaklarda daha hızlı işleyen kambiyo senetlerine özgü takip yolu uygulanmakta, bu yolda itiraz süresi beş güne inmekte ve itiraz kural olarak takibi kendiliğinden durdurmamaktadır.

İlamlı Takip Ve İcra Emri

Alacak bir mahkeme ilamına ya da ilam niteliğindeki bir belgeye dayanıyorsa, bu kez ilamlı takip yolu gündeme gelmektedir. Tenfiz edilmiş bir yabancı mahkeme kararı da bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu yolda icra dairesi borçluya bir icra emri tebliğ etmekte ve yedi günlük süre tanımaktadır. İlamsız takipten farklı olarak borca itiraz kural olarak takibi durdurmamaktadır. Borçlu ancak kanunda sınırlı sayıda öngörülen sebeplerle, örneğin borcun itfa ya da imhal edilmiş veya zamanaşımına uğramış olduğunu resmî yahut imzası ikrar edilmiş bir belgeyle ispat etmek suretiyle icranın geri bırakılmasını talep edebilmektedir.

İlamlı takipte borca itiraz sınırlı olduğundan ve takibi kendiliğinden durdurmadığından, ilamsız takibe özgü icra inkâr tazminatı da bu yolda gündeme gelmemektedir. Dolayısıyla elinde kesinleşmiş bir mahkeme kararı ya da ilam niteliğinde bir belge bulunan alacaklı, çoğu zaman daha öngörülebilir ve hızlı bir sürecin avantajından yararlanmaktadır.

III. İtirazın Giderilmesi, Zorunlu Arabuluculuk Ve İcra İnkâr Tazminatı

İtirazın İptali, İtirazın Kaldırılması Ve Dava Şartı Arabuluculuk

Yukarıda değinildiği üzere, ilamsız takipte borçlunun süresinde yaptığı itiraz takibi durdurduğundan, alacaklının icraya ve tahsilata devam edebilmesi için kanunda öngörülen iki farklı başvuru yolundan birini seçmesi gerekmektedir. Bunlardan ilki, yalnızca kanunda sayılan belgelerden birine, örneğin imzası ikrar edilmiş bir borç ikrarına dayanılabildiği takdirde icra mahkemesinden istenebilen itirazın kaldırılmasıdır. İkincisi ise, itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemede açılması gereken itirazın iptali davasıdır. İtirazın kaldırılması icra hukukuna özgü, dar ve nispeten hızlı bir yol iken; itirazın iptali, esasa ilişkin tam bir yargılamayı gerektirmektedir.

İtirazın iptali davaları bakımından dikkat edilmesi gereken bir başka husus ise, ticari nitelikteki para alacaklarında açılacak olan itirazın iptali davalarının dava şartı arabuluculuğa tabi olmasıdır. Zira Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi kapsamında konusu bir miktar para olan ticari davalarla birlikte itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları da arabulucuya başvurulmadan açılamamakta, bu davaların arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeden açılması hâlinde dava usulden reddedilmektedir. Buna karşılık icra mahkemesinde görülen itirazın kaldırılması bir dava niteliği taşımadığından, aynı zorunluluğa tabi değildir.

İcra İnkâr Ve Kötü Niyet Tazminatı

İtirazın iptali davasında alacaklının haklı çıkması ve bunu dava dilekçesinde açıkça talep etmiş olması hâlinde borçlu, alacağın en az yüzde yirmisi oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilebilmektedir. Bunun temel koşulu, borçlunun yaptığı itirazda haksız bulunmasıdır. Buna karşılık dava reddedilir ve alacaklının takibi kötüniyetle başlattığı anlaşılırsa, bu defa alacaklı borçlu lehine en az yüzde yirmi oranında kötü niyet tazminatına mahkûm edilebilmektedir.

Benzer şekilde kambiyo senetlerine özgü takipte de, itiraz üzerine takip geçici olarak durdurulmuş ve itiraz sonuçta haksız bulunmuşsa, borçlu hakkında alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata ve ayrıca yüzde on oranında para cezasına hükmedilebilmektedir.

IV. Haciz, Elektronik Satış Ve Tahsilat

Haciz Ve Kıymet Takdiri

Takibin kesinleşmesinin ardından alacaklı, borçlunun malvarlığı üzerinde haciz talep edebilmektedir. Türkiye’de alacak tahsili aşamasında haciz, borçlunun banka hesaplarını, taşınır ve taşınmazlarını ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarını kapsayabilmektedir. Özellikle elektronik haciz uygulaması, banka hesaplarına hızlı erişim imkânı sağlamaktadır.

Satıştan önce haczedilen malın değeri, bilirkişi marifetiyle yapılan kıymet takdiri ile belirlenmekte ve elektronik satış portalında ilan edilmektedir. İlgililer, diledikleri takdirde kıymet takdirine karşı yedi gün içinde icra mahkemesine başvurabilmektedir. Zira kıymet takdiri, ihalede esas alınacak bedeli doğrudan belirlediğinden, sürecin tahsilat sonucunu en çok etkileyen aşamalarından biri olarak öne çıkmaktadır.

Elektronik Satış Ve Paranın Paylaştırılması

Satış aşamasına gelindiğinde ise, 7343 sayılı Kanunla getirilen düzenleme uyarınca haczedilen malların satışı, esas itibarıyla elektronik ortamda açık artırma yoluyla yürütülmektedir. Önceki dönemde uygulanan fiziki ihale büyük ölçüde sona ermiştir. Satışlar artık Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi bünyesindeki elektronik satış portalı üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu satışta birinci açık artırmada malın kıymet takdiri değerinin yüzde ellisi, bu artırmanın sonuçsuz kalması hâlinde ikinci açık artırmada ise yüzde kırkı eşik bedel olarak uygulanmaktadır.

Satış bedelinin tahsil edilmesinin ardından, birden fazla alacaklının bulunduğu hâllerde paranın paylaştırılması kanunda öngörülen sıraya göre yapılmakta ve bu sırada rehinli ve imtiyazlı alacaklar öncelik taşımaktadır. Dolayısıyla aynı borçluya yönelen birden çok takipte, haciz tarihleri ile alacakların niteliği, alacaklının fiilen elde edeceği tutarı belirleyen başlıca unsurlar hâline gelmektedir.

V. Yabancı Alacaklılara İlişkin Özel Hükümler

Teminat Yükümlülüğü Ve Mütekabiliyet

Yabancı alacaklılar bakımından göz önünde bulundurulması gereken en önemli fark, teminat yükümlülüğüdür. Zira Türkiye’de dava açan veya icra takibi başlatan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, kural olarak teminat göstermekle yükümlü tutulmuştur. Bu yükümlülük, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 48 inci maddesinde düzenlenmektedir. Teminatın miktarı, dava veya takip konusu alacağın tutarı ve niteliğine göre mahkemece belirlenmektedir. Bununla birlikte teminat, nihai bir ödeme değil bir güvence niteliği taşıdığından, yargılama veya takip sonunda iade edilmektedir.

Bu teminat kuralının istisnası ise mütekabiliyet, yani karşılıklılıktır. Buna göre, Türkiye ile alacaklı/davacının vatandaşı olduğu devlet arasında teminata ilişkin ikili anlaşma bulunması hâlinde, söz konusu yabancı ülke vatandaşı dava ve/veya icra takibi açmak için teminat ödeme yükümlülüğünden muaf tutulacaktır. Söz konusu muafiyetin olay ve alacaklı taraf tabiyeti bazında ilgili ikili anlaşma hükümlerinin tespit edilerek değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yabancı Mahkeme Kararlarının Tenfizi Sonrası Tahsilat

Yabancı alacaklının elinde, söz konusu alacağa ilişkin bir mahkeme veya tahkim kararı bulunması ise, tek başına Türkiye’de doğrudan icraya geçilebileceği anlamına gelmemektedir. Zira yabancı bir mahkeme veya tahkim kararına dayanan alacağın icra yoluyla tahsil edilebilmesi için, kararın öncelikle tenfiz edilmesi gerekmektedir. Tenfiz davası açılabilmesi için ise, yabancı ülkede verilmiş olan mahkeme veya tahkim kararının kesinleşmiş olması şarttır.

Tenfiz kararı verilebilmesi için, kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmemesi, kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve davalının savunma hakkının ihlal edilmemiş olması gibi şart ve koşullar bulunmaktadır. Tenfiz incelemesinde kararın esasına girilmemekte, denetim yalnızca sayılan usuli şartlarla sınırlı kalmaktadır. Tenfiz kararının verilmesiyle birlikte yabancı karar, bir Türk mahkeme ilamı gibi icra edilebilir hâle gelmekte ve bu aşamadan sonra tahsilat, yukarıda açıklanan ilamlı takip yoluyla yürütülmektedir.

VI. Türkiye’de Alacak Tahsili İçin Genel Değerlendirme

Bütün bu aşamalar birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de alacak tahsili, alacağın niteliğine göre ilamlı ya da ilamsız takip yolundan başlayan, borçlunun itirazı hâlinde arabuluculuk ve dava aşamasıyla devam edebilen ve nihayetinde haciz ile elektronik satış yoluyla sonuçlanan çok aşamalı bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sürecin uzunluğu ve maliyeti ise, alacağın bir belgeye dayanıp dayanmadığına, borçlunun itiraz edip etmediğine ve malvarlığının durumuna göre önemli ölçüde değişebilmektedir.

Yabancı alacaklılar bakımından teminat yükümlülüğü ve yabancı kararların tenfizi, sürece eklenen ayrı aşamalar olarak görünse de, teminat muafiyeti imkânı ile tenfiz sonrasında açılan ilamlı takip yolu bu süreçlerin aşılabilir olduğunu göstermektedir. Bu itibarla Türkiye’de alacak tahsili, takibin başlatılmasından önce borçlunun mali durumunun, alacağın dayandığı belgelerin ve uygulanacak takip yolunun birlikte değerlendirilmesini gerektiren bütüncül bir süreç olarak ele alınmalıdır.